TR / EN
Hafızalarımızda yer edinen ikonik yapıların mimarı Daniel Libeskind, tarihten gelen birikimi, yeni üretim biçimlerine adapte edebilmeye inanıyor.
Kent, her seyi hatirlatmalidir

Hafizalarimizda yer edinen ikonik yapilarin mimari Daniel Libeskind, tarihten gelen birikimi, yeni üretim biçimlerine adapte edebilmeye inaniyor. Mekan hafizasini tasarimlarinin temeline alan mimar, simdiye kadar Berlin, New York, Ottawa gibi sehirlerde tasarladigi anitsal yapilarda, kentsel kimlige deger katan radikal eklemelerde bulundu. Ground Zero’nun son halini görmek için sabirsizlanirken, geçtigimiz haftalarda Istanbul Kartal’da gerçeklestirdigi bir proje için Istanbul’a gelen Daniel Libeskind ile dönüsüm ve kentsel hafizadan bahsettigimiz bir söylesi gerçeklestirdik.

Dilek Öztürk: Mekanlarin dilinden ve dönüsümden bahsettiniz. Dönüsüm, mekanlarin otantik dillerini yikip yerine yeni bir dil birakabiliyor. Bir mekanin diline nasil karar veriyorsunuz?

Daniel Libeskind:
Mekanin size söylediklerini dinlemek zorundasiniz. Bu seslerden bazilarini, çok gürültülü oldugu için duyamazsiniz. Size fisildayan sesleri dinlemelisiniz. Gerçege bakmali ve apaçik ortada duran baglama degil, kendini daha az belli eden, daha az görünen baglamlara bakmalisiniz. Çünkü baglam, duydugunuz ya da gördügünüz degil, görmediginiz ve duymadiginizdir. Böylece, mekanla çok hassas bir sekilde temasa geçersiniz ve tarihe yeni bir deger katma adina sizi özgür birakan bir bakis açisiyla denge kurabilirsiniz. Yani benim için geleneksel olan ve yeni olan arasinda bir tezat yok.

DO: Tarihi çevrede yeni yapilasma örnegi olarak genelde ikonik yapilar tasarlamayi tercih ediyorsunuz. Bu ikonik imaj gerekli mi?

DL:
Bence gerekli çünkü sadece tarihi taklit ederseniz, tarihi öldürmüs olursunuz. Bu binalar da kendi dönemlerinin ikonlariydi. Biliyorsunuz Ingiltere’deki Georgian stili kendi zaman diliminde yeni klasiklerdendi. Gitgide daha nostaljik olmaya basladik, bunun mimar ve kent plancilar için iyi olmadigini düsünüyorum çünkü o zaman gerçekten bir hayalin pesinde giderler. Bence her dönemin, hatta senenin bir dili vardir, her senenin kendi dönemine ve bu dönemin ihtiyaçlarina referans veren bir görevi vardir. Yani, tarihi sadece 18. ya da 19. yüzyili taklit ederek yeniden yorumlayamazsiniz.

DO: Özellikle Türkiye’de dönüsüm korkutucu bir kelime. Yerel degerleri ve dogal kaynaklari giderek yitirdigimiz bir dönemdeyiz. Dönüsümde yerel degerlere, zanaatlara da deger katarak ilerlemek daha akilci bir çözüm.

DL:
Kesinlikle. Ben mimarlik ve bina yapmayi bir sanat olarak görüyorum. Özellikle kamusal bir sanat.Tarihten gelen, tarihten edindiginiz bilgi, birikim ve yerel malzemeleri insa sürecine dahil ederek kullanabilir ve daha sürdürülebilir sonuçlar elde edebilirsiniz. Bence bu gerçek dönüsümdür. Mekanin degerini kaybettirecek yabanci bir müdahale dönüsüm degildir. Böyle olunca mekanin kendiyle herhangi bir bagi kalmiyor.

DO: Tasarim odakli gelisen kentler hükümetlerin de gündeminde. Bu anlamda üst ölçekte herhangi bir projeye dahil misiniz?

DL:
Su an Polonya’da, bitmek üzere olan Avrupa’nin en yüksek konut kulesini tasarladigim bir projem var. Varsova’da, Stalin Sarayi’nin hemen karsisinda. Bunun disinda yine Polonya’da dogdugum sehir olan Lodz’da yeni bir projem var.

Varsova sehrinin kapisi niteligindeki bu proje, ofis binalari, magazalari içine alan ve eski tren istasyonunun da restore edildigi tarihi kent merkezinde yer aliyor. Bence su an tasarim sehirleri dünyanin her yerinde gündemde olan bir konu. Bu projelerin gerçeklestirilmesi, sadece binalarin insasindan ibaret olmamali, sürdürülebilir olmali. Kentin ihtiyaçlari göz önünde bulundurulmali ve bu bakis açisiyla yatirim yapilmali. Yoksa bu projeler dergi sayfalarindaki birer imaj olmaktan öteye geçemez. Bu durum, sosyal refahla ilgilidir ve toplumun her kesimine hitap etmelidir; sadece üst gelir düzeyine sahip gruplara degil. Kentlerdeki sosyal refah seviyesi farkli gruplara ulasabildiginiz sürece gelisir.

DO: Gelecege dair her türlü varsayimda, kamusal katilimin gerçeklesmesi önemli bu asamada.

DL:
Kesinlikle katilima ihtiyacimiz var çünkü sehirlerin kalkinip gelismesinde, ancak toplumsal katilimla bir üst seviyeye geçebiliriz.

DO: Istanbul’un hizla gelisen önemli bir bölgesi olan Kartal’da, eski bir endüstri alanindaki karma projeniz su an insa asamasinda, nasil sonuçlar aldiniz bu projeden?

DL:
Evet bir kismi tamamlandi. Bu projede Metsan ile isbirligi içine girdik. Bu proje dahilinde açik bir alan da olusturmak istiyoruz. Bu alanla komsuluk ünitesi içinde, farkli kullanim alanlarini birlestirecek kamusal bir mekana sahip olacagiz. Bu projeyi, Istanbul’un gerçekten hizla gelisen dinamik alanina kattigimiz bir deger olarak görüyorum.

DO: 30 yil içinde dünya nüfusunun %80’i kentlerde yasiyor olacak. Biz bu anlamda oldukça endiseliyiz. Bir mimar olarak sizin bu konu hakkindaki endise ve görüslerinizi alabilir miyim?

DL:
Tabii ki endiseliyim. Hiçbir açik ve ortak alani olmayan, elektrik, su gibi altyapi hizmetlerinin var olamadigi kabus sehirlerin olacagindan korkuyorum. Bu yüzden sunu söylemeye çalisiyorum: 20. yüzyilin yenilikçi ideolojisi, dikeyde yogun konut projeleri üretmekti fakat bu her kentte farkli karakter isteyecektir. Çünkü Singapur Milano’dan, Varsova New York’tan farklidir. Böylesi bir noktada da yerel tarihi, kentin hafizasina katkida bulunacak sekilde temel almaliyiz.

DO: Kentsel hafizayi en çok New York’taki 9/11 Aniti projenizde okuyabiliyoruz.

DL:
Evet dogru. Bence insanin hafiza algisini internet ve diger global iletisim araçlari yükseltti. Kent, hafiza fonksiyonunu, teknolojik araçlardan devralmalidir ve her seyi hatirlatmalidir. Böylece içinde yasayan insanlara, mekani sahiplenebilme sansi verir. Bence modern teknolojiyi kullanmak, kent ve hafiza temelli modellerde oldukça büyük bir risk. Teknolojinin getirdiklerine kapilmamak lazim. Hafizamiz olmadan kayboluruz. Mimarlik metodunu; isik, malzeme, ölçek ve teknolojiyi hafiza ile bulusturmak, mimari üretim sürecinin temelini olusturmalidir. Hafiza sadece bir formül degil, yasayan ve yaratici bir kavramdir. Yeni yapilasma örneklerinin sadece içinde yasanacak birer makine olmaktan öte, daha insan odakli tasarlanmasi gerekiyor. Derindeki geleneklerimize gitmeliyiz, kimse bir makinenin içinde yasamak istemez. Makine olarak algilanan yapilar ve kentler insan odakli gelismedikçe, kentlerin geleceginden de bahsedemeyiz.

DO: Çok tesekkür ederiz.

DL:
Ben tesekkür ederim.
E-BÜLTEN
ARKADAŞINA ÖNER